yeri gelir
hürmetlerini sunmayı da esirgemez senden
yedi düvel
ya da yedi düvelden saçlarını çıkaralım
o çocukları sende benim kadar kıskanıyorsun
ilginç olan onlar senin çocukların
tabiat annenden bir tokat yemenin zamanı gelmedi mi sence?
onlar herkese dik
yalnız ve mutlu
küçük Havana gibi
hür hani
demek istediğim şu ki
saçlarını kestirme konusunda bana danışma
sakın bir kez daha onlara kıymak konusunda
alma fikrimi
senle hararetli biçimde tartışırım
farklı yüzlerim var mahsende
üzülürsün, sakın
ve son olarak küçük bir tehdit
"görmeyeyim bir çırak süpürürken onları!"
Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor
Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra
Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan
Avuçlarımda bir yanma
Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın
Oldu olacak
Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize
Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden
Bir çocuğun gülüşü gibi
Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi
Bir sokağın ucunda kaybolup solan
Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde
Korularda yoğun bir erguvan sisi.
Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor
Ağları pembeden hüzne giden
Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan
Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel
Çil basmış yüzünü bütün
Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi
Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme
Biliyorum atacak
Böyledir memleketimin yoksul halkı
Bir onlarda rastladım bu cömertliğe
Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi
bakarlar insana
Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki
Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım
Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil
Yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde
Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü
Senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-
Daha da uzun şimdi bir örtü olarak
Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor
Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben
Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca
Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar
Ama bak
Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
Hatırlıyorum da öyle.
Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında
Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar
Kızın ağzında ince bir dal parçası
Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu
Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan
korkuyorum gene de
Söyle, en son nerde görmüştüm seni
Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de
Şimdi gene var
Bileklerinde, bileklerinin renginde
Dudaklarında, dudaklarının
Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele
Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi
Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan
Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de
Acele etme yoksun belki
Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki
Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki
Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.
Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar
İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor
Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar
Coca-Cola’ya doğrayıp ekmeklerini
İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz
Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka
Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu
Ve onlar
Onlar, diyorum sadece
Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların
Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın
Bilmeden ne yapacaklarını
Anlayacaklar ne kadar güçsüz
Ne kadar zavallı olduklarını
Vakit öğleyi geçti çoktan.
Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından
Baştanbaşa gül rengi
Kimseler görünmüyor içinde
Neden görünmüyor, bilmiyorum
Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor
Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de
Yılların, yüzyılların
Bitmeyen vahşetini ateşlemek için
Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından
Utancı bilerek yaşamak korkunç
Daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak
Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.
Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul
Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu
Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök
buğulanacak
Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir
Neler olabilir birazdan
Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak
İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum
Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de
Çabuk geçiyor
Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
Mahpusunu kıskanan bir gardiyani
Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
Ne kadar acı bunlar
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir
Birazdan akşam olacak sevgilim
Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki. Edip Cansever
Bu benim gözlerim, plastik dikelmekten aciz, sahte saçların alev alev hür göğsün ve üstünde düşünüyorum kıpkırmızı bir elma ısırılıyor, hatta buz gibi o an muhakkak çarpışır akisler göz göze, dişlerimiz kamaşıyor.
değil mi? esmerlik parayla değil; hem esmer, hem güzel olmak zordur hem de, beyaz kadınlar kirli siz, son radde hanım efendi kaldırımlardan atlamayalım onlar bunu hak ediyor.
her şeyi bildiğini sanan, ben ışıktan mı korkuyorum en çok pencerelerim ele veriyor ee bir kadın ve pençeleri süper yalanlarız biz bu, plastik tutarlılık.
sen şimdi gururla tarayabiliyor isen saçlarını tarıyorken şu an, okşuyorsan egonu tokatlamalı o şımarık çocuğu ben, ben ki seni arşın hemen altında uykuya daldıran adam sen hacimce geniş duyguları üzerinde barındıran hafif ve zayıf kadın. hislerimi dört bir yana çekiştirecek yanıma toplayacağım milyonlarca sefil var omuzlarında bu sefer, ucu bucağı serkeş yollar gibi kesin ve mağdur ağlayabileceğim fakat rayiha sen onların belli bir kısmını toplamışsın bir ringe ahmaklar birbirlerine şerbetçi otunu kaynatmış hırpalıyorlar birbirlerinin ruhlarını tepeden bayıra sürüklüyorsun ahmakları, büyükçe gücün sadece buna mı yetiyor demeyeceğim elbet demeyeceğiz; biliyorum, sen bu denli güçsüzsün ve o milyonların kendilerine atacakları tokat nasıl oluyor bilmiyorum, benim suratımda somutlaşıyor artık farkına varıyorum ki sen ve türevlerini sevmek burna dokunan, kalp sızlatan gri bir haksızlıktır ve hazar haksızların dünyevi haklarına tapar sizler yalnızlığa koşuyorken apar topar.
En fason malzemeden yapılmış alımlı çalımlı olmak uğruna pas tutmuş bir gemi açıldı şimdi kıpkırmızı bir sudan, yarına o kırmızı, deniz mi acaba yoksa radikal bir okyanus mu? onu bilmem fakat çok ceset var karaya dahi çarpacak mecali kalmamış cesetler bitkin, bedbaht... ve onlar ki bencil bir bir engel olmaya çalışıyorlar fason gemiye ah gurur, bir kez bile sendelemedin sen, ruhu çınar gemi vakumlamakta en aşağısı, kalan bir kaç çiçeği gemide tek bir herif yok ki anlayan envai çiçekten bir nevi kimsesizler yurdu kokuyor burun harıl harıl kaynıyor gözün farklı renklerinde ima iman desen, eser yok! kimse sormuyor nereye gider bu külüstür diye bir kaptan biliyor istikameti o da köşkünde yok belki de kitlemiş ağlıyordur kapıyı üstüne bakıp bakıp hayallerin büstüne..
tir tir titriyordu parmakların tıpkı bir it gibi yalnız bir o kadar gururluydu ilk defa tutmuştum ellerini çektin hafiften ben bırakmak istemedim fakat ikimiz de direnme cesaretini gösteremedik oysa ki kaldırıp öpse idim tüm acımla ellerini sonra gözlerin beni çiğnemeden dudağının yanağın ile birleştiği uçurumdan bahtiyarlık kafama dikmemle günahları atı verseydim kendimi tüm uçurumlardan her şey o an, o pırıltıyla bitseydi.